Bir Delinin Güncesi

Kadın Yazısı Festivali’nin hedefi doğrultusunda toplumsal kutuplaşmada farklı düşünenlere nefes aldırmayan ortamların oluştuğu, toplumsal hezeyanların arttığı, özgürlüklerin kısıtlandığı, kadınlara karşı ayrımcılığın olduğu, ifade özgürlüğünün kısıtlandığı bir noktada Aslı Erdoğan’ın hem edebiyatçı kimliğine verdiğimiz önem hem de ifade özgürlüğü meselesinde yaşadığı sorunların festivalin hedefleriyle örtüşmesi nedeniyle onun bir hikayesiyle festivalde yer almayı istemiştik. Hikâyenin büyüsü bizi hâlâ etkilemeye devam ettiği için de ‘bir kereye mahsus’ bir performans olmasına razı olamadık ve sürdürmeye karar verdik.


“Bir Delinin Güncesi”nde hikaye şöyle başlar: Ömrünün önemli bir bölümünü akıl hastanesinde geçiren kadın, günün birinde beklenmedik bir anda salıverilir… Her anlamda ‘sistemle’ doğuştan sorunu olan bu kadın, daha akıl hastanesinden çıkar çıkmaz çığrından çıkmış, cehenneme dönmüş bir dünyanın ortasında buluverir kendini. Gerçeği algılayana/anlayana kadar olan olur ve o eşsiz deliliğin refleksiyle bütün okları üzerine çekmeyi başarır. İçine düştüğü bu cehennemden kurtuluşun, (zekice) ‘deliliğe vurarak’ olabileceğini düşünür oysa işler daha da karmaşıklaşır.

Kadının en naïf ve ‘matrak' haliyle cehennemin orta yerindeyken neşeyle ‘’Liberte… Egalite… Fraternite…’’ (Özgürlük Eşitlik Adalet) diye bağırması, kaldırımın kenarında her an ezilme tehlikesi altındaki yapayalnız bir ‘çiçeğin’ keyifli direnişi gibidir…



Bir Deliliğin Güncesi harikulade bir anlatıma sahip, hem hüzünlü hem de komik bir hikaye… Şu soruyu sormadan edemiyoruz yine : aklı başında olmakla delilik nerede başlar nerede biter? Bireyin tımarhaneler ve hapishanelerle terbiye edilmesi neyin sonucudur? Yaşadığımız dünyanın gerçekliği bundan daha güzel sorgulanamazdı. Sığınabileceğimiz ne kaldı? Hikâyelerimiz…

Bu hikayeyi, oyuna/performansa dönüştürme aşamasında çıkış noktamız kadının gözünden (kuş bakışı) bu cehennemi nasıl gördüğünü anlatmak oldu. Bu naifliği olabildiğince büyütmek (büyük ölçeğe taşımak) ve gerçek dünya algısını ise küçük ölçeklerde vererek bizdeki iz düşümünü izleyiciye hissettirmekti. Sonuçta bu yaşanan gerçek mi, uydurma mı yoksa sanrılar mı, şimdilik biz de bilmiyoruz. Önemi var mı, onu da bilmiyoruz. Hikâye söylemek istediğini söylüyor; biz de hikâyenin bıraktığı yerden sözü alıp, oyuna dönüştürüyoruz.

Oyun Ekibi

Ayşe Lebriz Berkem
Aslı Erdoğan / Yazar
Başak Özdoğan / Proje Tasarım
Kemal Yiğitcan / Işık Tasarımı
Gülay Yiğitcan / Afiş Tasarım

SEANSLAR

    Seans bilgisi henüz açıklanmadı.